Cevat Paşa Kimdir ?

Mahalle Muhtarlığı

ORGENERAL CEVAT ÇOBANLI’NIN HAYATI

 

Cevat Paşa, 1871 yılında İstanbul Sultanahmet’te doğdu. Annesi Emine Hanım, babası Osmanlı Genelkurmay Başkanlarından Müşir (Mareşal) Şakir Paşa’dır. Cevat Paşa’nın Eşi Hâdiye Çobanlı, çocukları Hasan Feridun ile Ayşe Faika’dır. http://www.theessaywriter.net
Ortaöğrenimini Galatasaray Lisesi’nde tamamlayan Cevat Paşa, aile mesleği olan askerliğe merak salarak 19 Haziran 1888’de Harp Okulu’na girdi. 1891’de Harp Okulu’nu başarılı bir derece ile bitirerek Teğmen rütbesi ile Harp Akademisi’ne devam hakkını kazandı. 1892’de üsteğmen oldu. 20 Mart 1894’te Harp Akademisi’ni birincilikle bitirerek Kurmay Yüzbaşı oldu. 17 Kasım 1894’te kıdemli yüzbaşı oldu. 1894–1909 tarihleri arasında Padişah Yaveri sıfatıyla, Maiyet-i Seniye Erkân-ı Harbiyesi’nde görev aldı. 1894’te depremden zarar gören askerî binaların onarımı görevine atandı. Bu görevindeki başarısından dolayı ödüllendirildi. 13 Mayıs 1895’te Binbaşı oldu.
25 Ağustos 1895’te Orleans’da yapılan Fransız Ordusu manevralarında bulunmak üzere Paris’e gönderildi. 24 Ocak 1898’de Yarbaylığa yükseldi. 6 Şubat 1899’da Bulgaristan’a aynı yıl Lahey’de toplanan Silâhların Yasaklanması-silahsızlanma- Konferansı’nda görevlendirildi. 17 Ocak 1900’de Albay oldu. 4 Aralık 1901’de Mirlivalığa (Tuğgeneral) yükseldi. 2 Ağustos 1904’te Hicaz Demiryolunun Şam ile Ma’an arası açılış töreninde görevlendirildi. Yurtdışında çeşitli görevlerde bulunduktan sonra 1905’te Edirne’nin tahkimi için Tophane-i Amire’de teşkil edilen kurumda görev aldı. 25 Aralık 1906’da Ferik oldu. 3 Nisan 1907’de ise yeni örgütlenmenin süratle uygulanması için 2. Ordu emrine verildi. Burada dört ay çalıştı. Tasfiye-i Rütbe Kanunu gereğince 19 Ağustos 1909’da rütbesi Yarbaylığa indirildi. Bu rütbe indirilmesi onun askerlik aşkını bitiremedi. 28 Ağustos 1909’da Harp Akademisi Komutanlığına atandı. 29 Eylül 1910’da ikinci defa Albay oldu. Temmuz 1910’da Alman ordularının geçit töreninde bulunmak üzere Berlin’e gitti. 4 Mayıs 1911’de de İngiltere Kralı’nın taç giyme töreninde bulunmak üzere Londra’ya Padişah adına giden Veliaht Yusuf İzzettin Efendi’ye refakat etti.
Askeri yeteneği sayesinde devlet idaresi ve ordu yönetiminde hızla yükselen Cevat Paşa 15 Ocak 1911’de 1. Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı oldu. 26 Temmuz 1912’de bir süre Genelkurmay İkinci Başkanlığı’na vekâlet etti. 31 Temmuz 1912’de yeniden 1. Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı oldu. 29 Eylül 1912’de Şark Ordusu Kurmay Başkanlığı’na, daha sonra Çatalca Ordusu Topçu Komutanlığı Kurmay Başkanlığı’na getirildi. 4 Şubat 1913’te 9’ncu Fırka Kumandanlığı’na atandı ve fırkasıyla Balkan Harbi’ne katıldı. 5 Haziran 1913’te Osmanlı-Bulgar Sınır Komisyonu Başkanlığı yaptı. 14 Ekim 1913’te tekrar Osmanlı-Bulgar Sınır Komisyonu Başkanlığı yaptı. 6 Ocak 1914’te ise 9. Tümen görevine geri döndü. 1 Mart 1914’te Balkan Harbi’ndeki üstün hizmetine karşılık olarak bir senelik kıdem zammı aldı. 7 Mayıs 1914’te oluşturulan Tahdidi Hudut Komisyonu başkanlığı yaptı. 29 Kasım 1914’te Mirlivalığa yükseldi.
10 Ağustos 1914’te Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanlığına atandı. Çanakkale Deniz Muharebelerini bizzat yönetti. Tarihin akışını değiştiren taktik ve savunma tertibatı ile “Çanakkale Geçilmez” sözünü adeta tarih sayfalarına kazıdı. 18 Mart Çanakkale Deniz Savaşındaki başarılarından dolayı “18 Mart Kahramanı” unvanını aldı. examples of mla annotated bibliography
9 Ekim 1915’te Seddülbahir’deki 14’üncü Kolordu Komutanlığına atandı ve kara muharebelerinde 3,5 ay görev yaptı. Daha sonra 6’ncı ve 14’üncü Kolordulardan oluşan Güney Grubu Komutanı oldu. Düşmanın Yarımada’yı tahliyesinin ardından 11 Ocak 1916’da Çanakkale Grubu Komutanı oldu. 18 Kasım 1916’da 15. Kolordu Komutanlığına atanarak Galiçya Cephesi’nde görev aldı. 19 Ağustos 1917’de tekrar 14. Kolordu Komutanı oldu. 24 Kasım 1917’de 2’nci Ordu Komutan Vekilliği’ne getirildi, hemen arkasından 8 Kasım 1917’de 8. Ordu Komutanı oldu. Ordu Komutanı olarak Filistin Cephesi’ne katıldı. 28 Temmuz 1918’de Ferik (Korgeneral) oldu. 3 Kasım 1918’de Genelkurmay Başkanlığı’na tayin oldu. 19 Aralık 1918’de Harbiye Nazırı oldu. 25 Ocak 1919’da Harbiye Nazırlığı’ndan ayrıldı. 14 Mayıs 1919’da İkinci defa Genelkurmay Başkanı oldu. 9 Ekim 1919’da Genelkurmay Başkanlığı’ndan istifa etmesine rağmen Genelkurmay Başkanlığı’na tekrar getirildi.
16 Mart 1920’de İstanbul’un fiilen işgali sırasında İngilizler tarafından tutuklanarak Malta’ya sürüldü. 670 günlük süren çileli sürgünün ardından 15 Ocak 1922’de İtalyan vapuru ile vatana döndü. Döner dönmez vakit kaybetmeden Ankara’ya geçerek Mustafa Kemal ile görüştü ve 9 Şubat 1922’de El Cezire Cephesi Komutanlığına atandı.
İstiklâl Harbi’nde gösterdiği başarıdan dolayı Cevat Paşa 29 Ağustos 1923’te Kırmızı Şeritli İstiklâl Madalyası ile taltif edildi. 21 Ekim 1923’te 3. Ordu Müfettişliği ve aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi II. Dönem Elazığ Milletvekilliği yaptı. 25 Aralık 1924’te milletvekilliğinden istifa etti ve Askeri Şûrâ üyesi oldu.
7 Ocak 1925’de Cemiyet-i Akvam (Milletler Cemiyeti) namına Musul’a gidecek heyette görevlendirildi. 28 Kasım 1925’te Türk-Irak hudut meselesinin Milletler Cemiyeti’nde görüşülmesinde Askerî Müşavir olarak bulundu.
30 Ağustos 1926’da Orgeneral oldu. 28 Nisan 1928’de İstanbul Generaller Askerî Mahkemesi Başkanı oldu.
12 Mart ve 3 Kasım 1928 tarihlerinde yapılan Cenevre Konferansında delege olarak görev yaptı. 28 Nisan 1928’de İstanbul Erkân Divan-ı Harp Başkanı olarak atandı.
13 Ocak 1932’de Cenevre Silahları Sınırlandırma Konferanslarına Müşavir olarak katıldı.
2 Eylül 1934’te ek görev olarak son Tetkik Mercii Encümeni Başkanlığı yaptı. 14 Eylül 1935’te Askeri Şura Üyesi iken yaş haddinden emekli oldu.
Cevat Paşa çok iyi derecede Fransızca ve Almanca biliyordu. Bu nedenle çeşitli dış görevlere gönderilmiş ve komisyonlara katılmıştır.
Ömrü cephelerde geçen şanlı kumandan Cevat Paşa; emekliliğin ardından geri kalan ömrünü Göztepe Büyükçiftlik Sokak’taki Cevat Paşa köşkünde geçirmiştir. 13 Mart 1938 tarihinde 64 yaşında hayata gözlerini yuman Cevat Paşa, İstanbul Erenköy’deki Sahrayı Cedit Mezarlığı’na defnedildi. Naaşı 27 Eylül 1988’de buradan alınıp Ankara Devlet Mezarlığı’na defnedildi. Ruhu şâd olsun.

ORGENERAL CEVAT ÇOBANLI’NIN ÖLÜMÜ
“Orgeneral Cevat, yıkılan bir devir içinde tertemiz kalmış bir Türk evlâdı, tarihe Atatürk’ün irade ve şuur ile tekrar doğan bir milletin şerefli bir kumandanıdır. Sakarya’yı ve bütün bir kurtuluş inkılâbını Atatürksüz anmanın nasıl imkânı yoksa, 5-18 Mart Boğaz muharebelerini de Cevat Paşa’sız hatırlamanın imkânı yoktur. Cevat Paşa, dejenere bir İmparatorluğun arkasında dimdik duran kahraman bir milleti o düşkün sıralarda dürüst ve kültürlü şahsiyeti ile temsil edenlerden biridir. Balkan harbinden beri vatan hudutlarının her tehlikeli noktasında kumandan Cevad’ı çok sevdiği Mehmetçikle beraber yurdu için dövüşürken gördük. Hayatında zafer kadar düşman kelepçelerini ve esaretini de tadan Orgeneral Cevat, sade vatana karşı borçlu olduğu vazifeleri başarmış bir insan gibi huzur içinde ölmedi, silâh arkadaşı olmakla iftihar duyduğunu her fırsatta tekrar ettiği Atatürk’ün, vatanı tamamı ile kurtardığını da idrak ederek rahat bir gönülle gözlerini kapadı.”
Cevat Paşa’nın vefatını böyle duyurdu 22 Mart 1938 tarihli Yedigün Dergisi. Dergi şanlı komutan için 3 tam sayfa ayırarak okuyucularına o günün kaybını anlatmıştı. 13 Mart 1938 günü İstanbul-Kadıköy’deki evinde hayata gözlerini yumduğunda 68 yaşındaydı. 14 Eylül 1935’te yaş haddinden emekli olduktan sonra ömrünün geri kalanını evinde geçirmiştir.
Cevat Çobanlı Paşa dürüstlüğü, bilgisi, muhakeme gücü, kesin kararlılığı, cesareti ve adaletiyle kitleleri peşinden sürüklemiş, fizikî güçlüklere katlanmış, yardımseverliği ile tanınmış, çok çalışmış, orduya değerli kurmay subaylar yetiştirmiştir. Cumhuriyetin kurulmasında Atatürk ile beraber çalışmış, çok saygın bir kişi, büyük bir asker ve değerli bir komutan olarak adını tarihe yazmıştır. Ömrüne nice savaşlar ve çeşitli zaferler sığdırmıştır. Cevat Paşa az ve öz konuşan otoriter duruşu, cana yakın ve merhametli davranışıyla birçok kişinin güvenini ve sevgisini kazanmıştır.
Vefatının ardından, 13 Mart 1938’de Erenköy’deki Sahrayı Cedit mezarlığına eşi Hadiye hanımın yanına defnedilir.
Aşağıdaki resimlerde Cevat Paşa’nın ilk olarak defnedildiği Sahrayı Cedit Mezarlığı görülmektedir. Bu mezarlıkta eşi Hadiye Hanım, kızı Ayşe Faika Damadı Basri Saran ve torunları yatmaktadır.

Çobanlı aile kabristanlığı (üstte) Cevat Paşa’nın Sahrayı Cedit’teki mezar taşı (solda)

CEVAT PAŞA’NIN CENAZE TÖRENİ
Orgeneral Cevat Çobanlı’nın hayata gözleri yummasının ardından ülkeyi büyük bir hüzün kaplamıştı. 14 Mart 1938 günü büyük bir cenaze töreni tertip edilmişti. Çanakkale Zaferinin mimarı Cumhuriyetin kurucularından ömrünü cephelerde geçirmiş, Atatürk’ün çok sevdiği ve fikirlerine çok değer verdiği bu şanlı komutan layık olduğu törenle defnedilecektir. Cenazeye binlerce insan katılmış ve hayatta olan silah arkadaşları zor da olsa bu cenaze törenine katılmışlardır. 15 Mart 1938 günü Cumhuriyet Gazetesinde Cevat Paşa’nın cenaze merasimi şöyle anlatılır:
“Deniz mızıkası, Schubert’in cenaze marşını çalıyor. On binlerce insan, bir top arabasına bindirilmiş, üzeri şanlı bayrağımızla sarılı bir tabutun ardından hürmetle yürüyor. Bu tabutun içinde, yapraklarını henüz kapamış bir tarih var.

Merhum Cevat Paşa’nın tabutu eller üzerinde yaşadığı köşkten çıkarılıyor
Uzun bir matem kafilesi halinde, Büyükçiftlik sokağındaki köşkten aldığımız Orgeneral Cevad’ı Sahrayicedid’deki topraktan konağına götürüyoruz. Ordulara kumanda etmiş bir şahsiyeti, adı, daima “18 Mart” la birlikte anılmış, Yüksek Askerî Şûra azalığına yükselmiş büyük askeri ve bunların hepsinden daha beliğ bir kıymet olarak, Atatürk’e, en kara günlerde, candan arkadaşlık etmiş adamı, biraz sonra, mezarında yapayalnız bırakacağız.
Kar altında, ilerliyoruz. Cenaze alayının en başında, deniz erleri var. Denizcileri, kahraman ordunun kara kıtaları takip ediyor. Dünya karşısında eğilmeyen dik başlı Türk silahı, toprağa bakan mumlular ile bugün derin yasını, açığa vurmaktan kendini alamamış.
Matem alayı, çamurlu yaldan, ağır ağır caddeye çıktı. Bütün Maçka ve Nişantaşı ayakta… Apartmanların pencerelerinden başlar uzanıyor. Sessiz hıçkırıklarla sarsılan göğüsler ve nemlenmiş gözler görüyoruz.

Solda, Kıymetli kumandanın tabutu top arabasında, sağda merasime katılan protokolden bir grup

Top arabasının etrafı, seyyar bir çiçek bahçesini andırıyor. En başta Büyük Şef Atatürk’ün muhteşem çelengi. Saydım, yirmi kadar çelenk var. Celal Bayar’ın, Genel Kurmay Başkanlığı’nın, Milli Müdafaa Vekili Kazım Özalp’ın, Maarif Vekili Saffet Arıkan’ın, Yüksek Askeri Şûranın, İstanbul Komutanlığının, Harb Akademisi’nin, Topçu ve Nakliye okulunun, Evliyazade Nureddin’in çelenkleri…

Cenaze merasimine gönderilen çelenklerden bir görünüm

Bu arada Galatasaraylıların kadirşinaslıkları bilhassa göze çarpıyordu. Cenazeye sarı-kırmızılılar, Galatasaray Spor Kulübü, Ankara Galatasaray Kulübü, Galatasaray Lisesi ve Galatasaray izci oymağı, Galatasaraylılar cemiyeti namına beş çelenk göndermişlerdi.
Cenaze arabası, Teşvikiye Camii avlusunda… Tabutun etrafında derhal geniş bir halka çevrildi. Camiden çıkan cemaat, merhumun ölüsü karşısında saf saf dizilerek el bağladılar. Ve imamın heyecandan titreyen sesi duyuldu
Erkişi niyetine!
Namaz bittikten sonra, Akay idaresinde memur olduğunu öğrendiğimiz bir genç, merhum için dua, yaşayanlar için dilek yerine geçen çok samimi bir hitabe ile Orgeneralin meziyetlerini, faziletlerini, kahramanlıklarım sayıp döktükten sonra, yüksek sesle orada toplananlara sordu:
Merhumu nasıl bilirsiniz?..
Yüzlerce ağız, hep birden cevap verdi:
İyi biliriz!
Cenaze, camiden çıkarken, halk iki taraflı yollara dizilmişti. Maçka kışlası önünden, gene ölüm havası çalan mızıkanın ezgisiyle içlerimiz ezilerek, ilerliyoruz. Cenazeyi görenler, derhal oldukları yerde durarak, büyük ölüyü saygı ile selamlıyorlar. Atatürk’ü ünlü şahsiyetini temsil eden yaver Cevdet (Tolgay), Vali ve Belediye Reisi Muhiddin Üstündağ, İstanbul Kumandanı General Halis (Bıyıktay), Harb Akademisi Kumandanı General Ali Fuad, pek çok generallerle emekli generaller, Polis müdürü Salih, Beyoğlu Kaymakamı Daniş ve İstanbul’un mülki ve askeri erkânı, eski ve yeni devlet adamlarından birçok zevat, merhumu, bu son sefahatinde, son varacağı konak yerine kadar teşyi edecekler…
Alay Beşiktaş’a varınca, o zamana kadar kendini güçlükle tutan Orgeneralin oğlu Hasan Cevad, artık gözyaşlarını zapt edemedi. Şirketi Hayriye’nin hususî surette Kadıköy’e geçtik. Emekli General Yakup Şevki ve Selimiye Kumandam Tümgeneral Osman Tufan cenazeyi burada bekliyorlardı.

Merhumun cenazesi ve çelenklerle birlikte Beşiktaş İskelesinde vapura bindirilirken

Alay gene aynı tertiple Yoğurtçuya doğru hareket etti. Önde mızıka matem havası çalıyor, arkadan ordunun kara ve deniz erleri, çelenkler ve merhumun na’şını taşıyan top arabası, cenazeyi takip edenler geliyordu.
Alay, böylece Yoğurtçu köprüsünün başına gelince, merhumun tabutu, bir cenaze arabasına konularak Sahrayicedid Mezarlığına hareket edildi.
Orgenerali çocukluğundan beri tanıyan emekli generallerden İhsan, hasta halinde bu eski dostunu mezarlığa kadar götürmekte ısrar ediyordu. Geri dönmesi için yapılan bütün teklifleri reddederek, yola çıktı.
Sahrayicedid mezarlığında, Orgeneralin refikası Bayan Hadiye’nin ayakucunda ve damadı İkinci Kolordu kumandanı General Basri’nin yanında bir mezar kazılmıştı.
Öbür toprak en büyük askerlerimizden ve en faziletli insan örneklerinden birini daha, gözümüzün önünde yuttu. Ve biz onun üstüne, kürek kürek toprak atarak, yaşlı gözlerle geri döndük!
İşte rahmetlinin son sözleri!
Yolda kendisini tanıyanlardan Orgenerale ait hatıralar dinliyorum:
Merhumun, en büyük arzusu, ıstırap çekmeden ölüme kavuşmakmış. Yanındakilere, sık sık, bu arzusunu tekrar edermiş. İstediği de nihayet olmuş. Hemen de ıstırap çekmeden, derin bir uyuşukluk içinde gözlerini hayata kapamış.
Son yıllarını gayet sade ve gıpta edilecek bir istirahat içinde geçiriyordu. En büyük zevki, kitap okumaktı. Kütüphane odasından saatlerce çıkmadığı olurdu. İçki, sigara kullanmazdı. Devamlı bir rejim takip ederdi.
Ölümünden bir gün evvel gözlerini açmış, biraz kendine gelir gibi olunca:
— Aman… demiş ağlaşmayın… Komşuları rahatsız etmeyelim!
İşte rahmetlinin son sözleri bu olmuştu!

Cevat Paşa’nın Cenazesinin Devlet Mezlarığına Nakli
Kurtuluş Savaşı sırasında en az tümen komutanlığı yapmış önemli şahsiyet ve devlet adamlarına “Devlet Mezarlığı” yaptırılması için 6 Kasım 1981 Tarihli ve 2549 Sayılı Kanun çıkartılmıştır. Bu kanun kapsamında Kurtuluş Savaşı sırasında komutanlık yapmış komutanlar buraya nakledilmiştir. 26 Eylül 1988 yılında yapılan devlet töreniyle Cevat Paşa’nın Sahray-ı Cedidde bulunan cenazesi alınarak, Türk bayrağına sarılı tabutlar, kortej ve bando eşliğinde bir süre saygı yürüyüşüyle taşınarak askeri havaalanına götürüldü. Askeri uçakla İstanbul’dan Ankara’ya gönderildi.

Şanlı komutanların Türk bayrağına sarılı tabutları askerlerin omuzlarında
O gün Atatürk’ün silah arkadaşlarından 11 komutanın cenazeleri nakledildi. Bu komutanlar: “Orgeneral Cevat Çobanlı, Orgeneral Yakup Şevki Subaşı, Tümgeneral Kâzım Sevüktekin, Tümgeneral Rüştü Sakarya, Tümgeneral Hüseyin Nurettin Özsu, Tümgeneral Mehmet Sabrı Erçetin, Tümgeneral Aşir Atlı, Tümgeneral Alaattin Kaval, Albay Mümtaz Çeçen, Albay Ahmet Fuat Bulca ve Albay Halit Akmansu” idi.
Ankara’da yine askeri törenle Devlet Büyükleri Mezarlığı’na defnedilmiştir. Cevat Paşa, devlet mezarlığında yatan en yaşlı ve en kıdemli komutandır. Cevat Çobanlı’nın mezar taşında şunlar yazılıdır:
“Cevat ÇOBANLI ORGENERAL 1307-P.4
İstiklal Harbi Elcezire Cephesi Komutanı 1871-1938”

Cevat Paşa’nın Devlet Mezarlığı’ndaki kabri

NİŞAN, MADALAYA VE TAKDİRNAMELERİ
Gümüş Liyakat Madalyası, 1 Mayıs 1895’te
Üçüncü Dereceden Mecidî Nişanı, 5 Temmuz 1896’da
Bulgar Liyakat Nişanı, 15 Nisan 1899’da
İspanya İzabella Katolik Nişanı, 24 Mayıs 1902’de
Almanya İmparatoru tarafından ikinci rütbeden Kılıçlı Kron dö Prus Nişanı, 4 Ocak 1904’te
Bulgar İkinci Dereceden Sent Alexander Nişanı, 1911’de
Gümüş Muharebe İmtiyaz Madalyası, 29 Kasım 1914’te
Altın Muharebe Madalyası, 1914’te
Çanakkale bombardımanında gösterdiği üstün şecaat ve gayretten dolayı “Altın Muharebe Liyakat Madalyası”, 31 Mart 1915’te
Gümüş Muharebe İmtiyaz Madalyası” 23 Şubat 1915’te
Çanakkale Boğazı’nın savunmasında gösterilen askerî başarıdan dolayı Almanya Devleti tarafından ikinci rütbeden “Croix de Fer” (Demir Haç) Nişanı, 14 Nisan 1915’te
Avusturya-Macaristan İmparatoru tarafından ikinci rütbeden “Merit Militer” (Askeri Meziyet) Madalyası, 19 Nisan 1915’te
Alman İkinci ve Birinci Sınıf Demir Salip Nişanları, 26 Aralık 1915’te
Muharebelerdeki üstün hizmetlerine mükâfat olarak “Muharebe Altın İmtiyaz Madalyası, 17 Ocak 1916’da
Alman İkinci Dereceden Aigle Rouge (Kızıl Kartal) Nişanı, 18 Ocak 1917’de
Alman İkinci Dereceden Kırmızı Kronlu Nişan,
Avusturya – Macaristan İkinci Dereceden Harp Alametli Demir Taç Nişanı,
Avusturya – Macaristan Birinci Dereceden Croix de Fer Nişanı,
Bavyera İkinci Dereceden Kılınçlı Askerî Liyakat Nişanı,
Alman İkinci Dereceden Kırmızı Kartal Nişanı, 15 Ocak 1917
Birinci Dereceden Mecidî Nişanı, 23 Eylül 1917’de
Alman Birinci Sınıf Kılıçlı Taç Nişanı, 15 Ekim 1917’de
Avusturya – Macaristan birinci rütbeden “Couronne de Fer” nişanı ve beratı, 13 Ağustos 1917 ’de
Avusturya-Macaristan İkinci Dereceden Harp Alametli Demir Taç Nişanı, 19 Ağustos 1917’de
Avusturya – Macaristan Salib-i Ahmer Nişanı, 23 Temmuz 1918’de
29 Ağustos 1923’te Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi.